Arabamı park ettim. Dükkana girip alışveriş yapıp çıkmam yaklaşık beş dakika sürdü. Arabanın yanına geldiğimde arabanın ön camında park fişini gördüm. Park görevlisine Belediye encümeninin kararına göre park eden araçlardan on beş dakika park ücreti alınmayacağını hatırlattım. Park görevlisinin cevabı ilginçti. “Biz on beş dakika müsaade edersek kimseye para yazamayız. İşini gören gidiyor.” dedi. Parkçı, patronunun ağzıyla konuşuyor gibiydi. Ayda yaklaşık 650 lira ücret alan, sigortasının başlayacağı vaat edilen parkçı, belli ki işini kaybetmemek için her gün belli sayıda araca park ücreti yazmak zorundaydı. Ben parkçıdan, fişe aracın çıkış saatini de yazmasını istedim. Beş dakikalık bir zam yaparak, fişe çıkış saatini yazdı.

Endüstri Meslek Lisesi'nin önünden geçiyorum... Okulun kapısının tam kenarına bir araç park etmiş. Bildiğim kadarıyla buraya park etmek yasak. İşin ilginç tarafı yasak yere park etmiş olan bu araca da park görevlisi fiş kesmiş. Polis bu araca ceza yazsaydı acaba ortaya nasıl bir karmaşa çıkardı?
Bir liralık konu için bu kadar sarf-ı kelam edilir mi, demeyin. Halkımızın haksızlığa tahammül etmediğini daha önceki paralı park uygulaması sırasında görmüştük.
Birkaç yıl öncesine dönelim... O yıllarda ilk beş dakikası ücretsiz olmak kaydıyla yine park ücreti alınıyordu. Kendisine haksız yere park ücreti yazıldığını düşünen bir vatandaş ile park görevlisinin kavgası sonucunda bir kişi hayatını kaybetmişti. Herkes ölen ile öldüreni konuşmuş, “patron”un Belediye'ye ödediği ihale parasını kurtarma isteğinin, tartışmayı cinayet noktasına getirebileceği umursanmadan olay unutulmuştu.
Emeği sömürülen, haksızlığa alet edilen parkçılar ile mağdur edilen vatandaşı seyrederken birilerinin rahatsız olması gerekmiyor mu?
Sadede gelelim. Belediye'nin saygıdeğer yetkilileri. Aldığınız kararların umursanmadığına üzülür müsünüz bilmem. Ücretli park uygulamasının öncekinde olduğu gibi yine şikayet yağmuruyla sona ereceğini söylemek zor değil. Parkçıların kafasına göre fişlere yazdığı saat ve dakikaların doğruluğunu kontrol edecek bir mekanizmanız yok. Hal böyleyken takibini yapamayacağınız, denetleyemeyeceğiniz kararları niye alırsınız?